9 Mart 2014 Pazar

HATIRLA!..

     

               Dostu addederdi tüm varolanları;
               Belki kendi gerçeklerinin fahişeliğinden.
               Her "Adem" in aynı değil miydi ciğerlerinin ortasındaki çürük,
               Ağrılı kara delik.
               Bundandı şeffaflığı muhtemelen.
               Eh be çocuk!...

28 Aralık 2013 Cumartesi

HO(R)GÖRÜ...

                         Üzgünüm çocuk senin adına.. Çok fazla.. Çaldığın baklavanın karnını doyurmaya yetmediği için üzgünüm en başta, bırak başını ağrıtmasını.. Ölümle naylon kaplı pencerede tanıştığın için.. Henüz küçük olan ruhundan sonsuzluk erken geçtiği için.. Evde ölüme terk edildiğin için.. Kanatıldığında, bundan seni sorumlu tuttukları için, dile getiremeyeceğim ölçüde üzgünüm.. Hakkın zorla elinden alındığı için..
                         İleride yetişkin bir kadın olduğunda, sadece kadın olduğun için seni kanatacaklar, çok üzgünüm.. Sınırlayacaklar.. "Etik" deyip de hayatı zehir edecekler.. Cennet ve cehennem yaratıp, cehennemin öncülü olarak yem edecekler adını.. Kara listeye yazacaklar.. Yaftalayacaklar, küfredecekler.. Doğduğuna pişman edecekler.. Onurunu kıracaklar, darp edecekler.. Ve öldürecekler seni, çok üzgünüm..
                         Ve adam!... Doğumundan itibaren cehaletle örecekler her bir duvarını.. O kadar keskin olacaksın ki dinlemeyi unutacaksın.. Sevmeyi bilemeyeceksin ve şefkat gösteremeyeceksin mesela.. Hamuruna katıp karıştırdıkları nefretin yardımıyla kışkırtıp, satırı kaptığın gibi "dinlemediklerinin" üzerine koşturacaklar seni.. Öfke ve cehaletle satır sallarken sen, ekmek paranı kendi kasalarına indirecekler..
                         Yada kendi hakkını aramanı yasaklayacaklar mesela.. İnsanını ve insanlığı sevip, savunman suç sayılacak, ezilecek, yaralanacak, anlaşılamayacaksın.. Derdini barikatlarda anlatmaya çalışırken ezberin bozulacak, zekan küçümsenecek.. Gözlerin çıkarılacak, kim vurduya gideceksin.. Öldürüleceksin, hakkını aradıkların tarafından.. Sonra buna "kaza" diyecekler üstelik, son derece pişkince.. Üzgünüm..
                         Veyahut gün gelecek "reddedemeyeceksin vicdanının razı olmadığını"... Zorlayacaklar seni, zorunlu tutacaklar.. Efendiler var; enseleri beş karış.. Onlardan kazandığın üç kuruş.. Kasalarından eksilmesin diye, ekmek bekleyen ailene tabut gönderecekler..
                         Irkın, rengin, dilin, inancın, seçimin, giyimin, yaşamın nedeniyle hor görülecek, incitileceksin.. Gerçekten üzgünüm..
                         Ey ademoğlu!... Elinin erişemediğine eyvallah edip, boyunun yettiğine ve zayıf gördüğüne yine zulmedeceksin, bilirim.. Yine de; hiçbir şeyi değiştiremeyen, değiştirebilecek nitelikte olsa dahi atfedilen güruhun dikkate almak istemeyeceği yazımın öznesi olduğun için selam sana ve iyi geceler!!!...

3 Ekim 2013 Perşembe

HAVVA

              Mürekkep bitmiştir muhakkak, anlarsın.. A4'e sürten keskin soğuk metal huzursuzlanır, öksürür kağıda ve emaresidir kuşkusuz, "tükenmişliğin"... Ama dün gördün, unutma!!!.. Şakıdı kalemin "diğerinde", satır satır dökülüp katmerlendi sayfalar.. Geceye, gündüze işledi, "yoruldu".. Kim yormuş, ne olmuş, bir bilen var, söyle ona.. Hangi yazıta gizlemiş, bir gören var, söyle!.. Dervişle meczup karışmış.. Geceyle gündüz kavuşmuş..
             Akabinde binbir çamurdan arınarak pir-ü pak vaziyette derin sudan çıkmış Adem; "ne zamandan beri burda beni izlemektesin?" dediğinde belli olmuş kadının zihin derinliklerinin akıbeti; "En başından beri"... "Herşeye tanık olacak kadar".. O bilindik muzip gülümseme, hatun kişiye oradan gelir....

14 Eylül 2013 Cumartesi

Her Kim ki...

         Çaba var esasen.. Entellektüel bir telaş.. Geniş zamanın, "geniş" vasfına sıkıştırılmış, belirsiz yüklemlerini eline ayağına dolaştıran bir Adem.. Sevimli sübyan.. Yanarak, yakarak kendini modifiye eden.. Bir üst modele uyarlayan.. Yazdığı her harfi eskiten, tüketen, kirleten ve kusan..
         Öyle birşey ki dostum; kiplerin bittiği yerde sembollere sığınmanın ferahlığını hiçbir duygu tam anlamıyla veremiyor ne hoştur ki.. Bırakmak lazım; "Adem" yansın.. Hoşgörmek lazım; tekrar dirilebilsin.. Gizli öznenin ardındaki çocuk, zafer işareti yapabilsin...

BİRGÜN

               Ses... Zihne doğru ince ince şiddetlenen... Zamanında yüksek sesle dile getirilmediği için haksız pişman oluşların, aslında beyhude bir hiçliğin üşengeç tavrı... Yada planı belki, döngünün... Berduş boşluktaki farkındalığın arttırdığı keyfin iz düşümü...
               Egoyu göğüs hizasından, gırtlağa itekleyen gurur... Sahnede yüksek dozaj hazdan mütevellit gitarını yalayan " şekil " solist misali, beni, ben yaptığı noktada hoyratça savurup, dağıtıyorum tüm yaşanmışlıkları.. Güzelleşiyor bünye...

Kendimi Durduramıyorum

            Evin 3. tekil şahsına sordum; "Mocha!.. Bebeğim!.. Niçün, Kat'i surette yakalayamayacağın, her türlü uçan haşeratın peşinden koşturuyor ve bu gayeyle çıktığın şu cefalı yolda, “receiver” dahil tüm işe yarar araçları hurdaya çıkarıyorsun kuzum?"... "miiiuuvv" dedi.. "Bana söyleyebileceğin tek şey bu mu! Hadi amaaa yapmaaa" diyerek bilinçaltımdaki en uyduruk yabancı film repliklerinden bir ç-alıntı yapsam da, evdeki küçük vahşinin şuan halen kuyruğunu kovalıyor olması gerçekten durumu özetler nitelikte.. Sanırım uyumalıyım..

YENİYİ SEÇMEK

                 Beyoğlu parlıyordu o vakit, "o" değil.. Ve Beyoğlu'na şans verdi kadın, esasında; "ona" değil.. Işıklar koşuyor.. Zaman, renkler.. O adam koşuyor.. Nemin ferahlattığı boynuna vururken başka masanın kahkahası; ince ince demleniyor kadın, yandan gülüyor; muzip.. Duydukları uzaktan, derinden geliyorken hem.. Zihnindeki en güzel kareyle benzeşen bir mekan.. O kafayla, ortamla bağdaştırılan, eskimiş zamanın uzun ahşap tabureleri.. Ne kadar da aynı ambiyans, ne fena!.. İlk örneği sağlam, diğerinin açıklarını unutturan.. Karşısındaki artık; "o adam".. Orası artık "köşedeki mekan"....